Doçent Doktor Nusret KAYA bir psikiyatrist. Akıl ve sinir hastalıkları uzmanı.
Fakat çok uzun süreden beri özel muayenehanesinde uyku bozuklukları ve horlama
konusunda sağaltımla uğraşıyor. Kaya'nın bir özelliği de tıp dilinde Uyku
Apnösü Sendromu olarak bilinen (uyku sırasında nefes kesilmeleri) bir hastalığın
tedavisinde bulduğu yeni bir yöntemle dünya tıp literatürüne geçmesi. Dr. Nusret
Kaya ile bu hafta sandığımızdan çok daha yaygın bir hastalık belirtisi olan
uyku bozuklukları üzerine konuştuk.
- Sayın Nusret Kaya, uykusuzluk ne ölçüde yaygın bir hastalık?
Uyku bozukluklarını eğer basit uykusuzluk olarak ele alırsak çok yaygındır.
Şimdi basit uykusuzlukta bir-iki kerenin bir sakıncası yoktur. Ama üstüste olması
tedaviyi icabettirir. Çünkü uykuya dalamamak, yeterli uyku sağlayamamak bir
sürü sorunun ortaya çıkmasına yol açar.
- Uykusuzluğun nedenleri saptandı mı efendim?
Hep basit uykusuzluktan söz ediyorsak bunun başlıca nedeni stres faktörleridir.
Stres organizmada bir gerginliğe neden olur. İşte bu gerginlik uykusuzluğun
baş nedenidir. Birtakım ilaçlar da, eğer yatıştırıcı dediğimiz, gevşetici dediğimiz
sınıftansa alışkanlık yapar. O halde alışkanlık yapıcı bir ilaçla doğal uykuyu
sağlamaya çalışmak bir yerde yanlışlıktır. Biz basit uykusuzluğu ilaçsız tedaviden
yanayız. Stres faktörlerini elimine etmeye çalışıyoruz. Dediğim gibi, basit
uykusuzluğun ötesinde daha karmaşık durumlar sözkonusu değilse.
- Neler sözkonusu olabilir?
Şimdi efendim; uykunun kendine ait birtakım rahatsızlıkların başında depresyon
gelir. Bu bazen açıktır, bazen de maskelenmiştir. Kişi çoğu zaman depresyon
içinde olduğunun bilincinde olmaz. Bunu çeşitli şekillerde maskeler. Bunlar
arasında arabesk dinleyip, rakı içmek de olabilir, gidip maçlarda hakeme bağırmak
şeklinde de ortaya çıkabilir. Hatta biraz derine inersek, genetik faktörler
de rol oynayabilir. Bunlar hep işin nasıl ortaya çıktığı. Depresyonun neden
ortaya çıktığına gelince, bunun da asıl nedeni şuuraltı suçluluklardır.
- Yani farkında olmadığımız suçluluklar?
Şuuraltında duymuş olduğumuz suçluluğu biz depressif karakter olarak oluşturuyoruz.
Depresyonların şuuraltı bozukluklardan meydana geldiği bilimseldir. Bizim toplumumuzda
şuuraltı suçluluklar neden daha fazladır'a gelince, çünkü bizde bir çocuğun
ebeveynleri ile aynı yatakta yatması, kardeşleriyle, yakın akrabalarıyla aynı
yatakta yatması, diğer toplumlardan çok daha fazla yaygındır.
- Ne oluyor aynı yatakta yatınca?
Şu oluyor; şuuraltı suçluluk dediğimiz zaman şuuraltında birtakım güdülerin,
yandaki objeye aktarılması sözkonusudur. Aynı yatakta yatan bir çocuk, kardeşi
veya ebeveyni ile, uykuda alt beyinle bir ilişkiye girer. Uykuda üst beyin,
yani korteks devre dışıdır. Alt beyin bütün gücüyle ortaya çıkar. Bütün güdüler
ortadadır. O güdülerin içinde agresivite, yemek, içmek, saldırganlık, hayatı
koruma gibi içgüdülerin yanında seks içgüdüleri de vardır. Üst beyin yandakinin
anne, baba veya kardeşi olduğunu bilir. Uykuda üst beyin devre dışı kalınca,
alt beyin bütün bunları bilmez. İçgüdülerini, seksüel güdüleri yandaki vücuda
yayar. Onun kokusu, şusu busu alt beyinde izler bırakır. İşte suçluluk duygusu
buradan doğar. Depressif karakterin şuuraltı suçluluğa sebep olduğu uykusuzluklar
bunlardır.
- Bu sorunu nasıl çözüyorsunuz?
Depresyon dediğimiz zaman bir anti-depressif tedavi, yani ilaçla tedavi işe
yarıyor. Çünkü anti-depressif ilaçlar bir süre sonra direkt olarak depresyonu
ortadan kaldırıyor. Nasıl antibiyotik mikrobu öldürüyorsa, anti-depressan da
depresyonu öldürüyor. Ama şuuraltı suçluluğun yarattığı depresyonlarda sadece
ilaç yeterli değil. Şuuraltının analizinin de yapılması şart.
- Sizin ilgilendiğiniz bir konu da horlamalar. Horlama ile uykusuzluğun bir
ilişkisi var mı?
Şöyle var; horlamak uykuyu fazlalaştıran bir uyku rahatsızlığıdır. Ayrıca aşırı
horlayan kişilerin %50'sinde uyku apnösü dediğimiz uyku esnasında nefes kesilmeleri
periyodları yaşanır. 10 saniyeden fazla sürmüş olan nefes kesilmeleri uyku apnösüdür
ve 8 saatlik uyku süresince 10 saniyeyi geçen apnö sayısı 30'dan fazla olan
kişi uyku apnösü sendromu hastası olarak isimlendirilir.
- Ne oluyor bu hastalara?
Nefes kesilmeleri nedeniyle kanda oksijen yüzdesi düşer. Kandaki oksijen yüzdesinin
düşmesi beyin ve kalp gibi oksijene çok hassas birtakım organların erken bozulması
demektir. Gene dış kaynaklı bilgilere göre, uyku apnösü hastalarının ortalama
ömrünün 10-15 yıl kadar kısaldığı anlaşılmıştır. Ayrıca yatakta ölümler sözkonusudur.
- Sizin bu konuda uluslararası tıp literatürüne geçmiş bir buluşunuz var. Bunu
açıklar mısınız?
ABD'de uyku bozuklukları konusunda master yaptığım zaman, uyku apnösü hastaları
geliyor ve tadavi ediliyorlardı. Bu tedavi belliydi. Hastanın gırtlağına bir
delik açıp, nefes kesilmelerinin önüne geçmek.
Bu arada benim kafama şöyle bir soru takıldı; madem ki bu delik sorunu çözüyor,
o halde öyle bir pataloji olmalı ki genizle ağız arasında; gözden kaçmış bir
nokta. Ben br kulak-burun-boğaz uzmanı gibi anatomiyi inceledim. Ortaya iki
tane önemli anatomik teşekkül çıktı. Bunlardan biri troid kıkırdak ki, halk
arasında adem elması diye bilinir, ikincisi hyoid kemiğidir ki, halk arasında
dil kemiği olarak bilinir.
Ben bu kemik üzerinde çalışmalarımı yoğunlaştırdım ve uzun incelemeler sonucu
gördüm ki, bu kemik insandan insana yapı farklılıkları gösteriyor. Kiminde daha
dar, kiminde daha geniş, kiminde şöyle, kiminde böyle. Benim dayandığım teori
şuydu: Hyoid kemiği uykuda gevşeyen kaslar üzerinde bir basınç yapıyor. Basınç
azalınca horlamalara, basınç çoğalınca tıkanmalara yol açıyor. O halde ne yapmalı?
- Ne yaptınız?
Bu kemiği ameliyat ettik. Bir estetik cerrahın yardımıyla uyku apnösü olduğu
bir bilimsel kongre sırasında saptanmış hastanın hyoid kemiğini ortasından açarak
apnöyü iyileştirdik. Bu hasta hala yaşıyor ve yine aynı bilimsel kongrede adamın
iyileştiğini de ispatladık.
- Türkiye'de oluyor bunlar değil mi?
Tabii. Ama, daha sonra ben Amerika'da Stanford Üniversitesi'ne gittim ve bir
konferansta konuyu ilgili uzmanlara açıkladım.
- Bu daha önce hiç yapılmamış mıydı?
Hayır hiç yapılmamış. Sonra ilginç gelişmeler oldu. Benden habersiz olarak
o sene yapılan 1984 Dünya Uyku Kongresi'nde benim ismim verilerek bu araştırma
tebliğ edilmiş. Böylece bilimsel yayınlara geçti. Index Medicus'un da kabul
etmesiyle bütün dünya tarafından kabul edildi. Yayınlardan sonra birtakım üniversiteler
çok ilgilendiler. Ben de hepsine uygulamalarımı anlatan raporlarımı gönderdim.
- Peki doktor bey, bu hastalıklar dışında basit uykusuzluk çeken insanlara
ne gibi önerilerde bulunuyorsunuz bi uzman olarak?
Bunlar aşağı yukarı biliniyor. Stres giderici tavsiyeler başta geliyor tabii.
Bunun dışında uyku kaçırdığını kesinlikle bildiğimiz materyalleri; çay, kahve,
sigara ve alkolü yasaklıyoruz.